mors öğrenme işi, çoğu kişinin sandığı gibi nokta çizgi ezberlemekten ibaret değil.
ilk refleks şu oluyor: bir tablo açılıyor, a nokta çizgi, b çizgi nokta nokta nokta diye kafaya çakılmaya çalışılıyor. kağıt üstünde mantıklı. pratikte rezalet. çünkü beyin her sesi önce sembole, sonra harfe çevirmeye kalkıyor. hız biraz artınca sistem kilitleniyor. karşıdan gelen şey dil değil, bip karmaşası gibi duyuluyor.
bu işin adam akıllı yolu koch metodu. (daha geniş anlatım) (başka bir kaynak daha)
mantığı basit. alfabe baştan sona önünüze yığılmıyor. iki harfle başlanıyor. mesela k ve m. sonra bir süre sadece onlar dönüyor. ama burada kritik nokta şu: harfler yavaş yavaş verilmiyor. gerçek tempoya yakın hızda geliyor. sadece harfler arasındaki boşluk biraz açılıyor. böylece kulak nokta saymayı bırakıp ritmi tanımaya başlıyor.
bir süre sonra k harfi zihinde çizgi nokta çizgi diye çözülmüyor. tek parça bir ses olarak oturuyor. kısa bir melodi gibi. m zaten dümdüz üç uzun ton. beyin bunları birer işitsel şekil gibi kaydediyor. sonra üçüncü harf geliyor. dördüncü geliyor. taş üstüne taş koyar gibi ilerliyor.
başlangıcı sinir bozucu evet :)
iki harf bile birbirine giriyor. çok basit kombinasyonlar kaçıyor. insan kendi kulağından şüphe ediyor. ama bir eşik var. o eşik geçilince iş değişiyor. bir anda duymaya başlanıyor. çözmek değil, doğrudan duymak. aradaki fark büyük.
bir de şu gerçek var. mors biraz dil öğrenmek gibi, biraz da enstrüman gibi. haftada bir gazla iki saat abanmanın faydası sınırlı. her gün on beş dakika çok daha işe yarıyor. kulak yavaş yavaş açılıyor.
işin romantik tarafı da burada.
bir noktadan sonra o kuru bip sesleri anlamsız elektronik gürültü olmaktan çıkıyor. içinden kelime akmaya başlıyor. makine sesi bir anda dile dönüşüyor.
çok eski bir teknoloji için fena numara değil :)